Yedi kardeştiler. Meşhur toprak evlerin sınırlı oda sayısının birinde doğup büyümüştü.

Yedi kardeştiler. Meşhur toprak evlerin sınırlı oda sayısının birinde doğup büyümüştü. İlkokulu köyde bitirdikten sonra ortaokulu Karakoçan’da okuyarak tamamladı.
Fakirliğin en zor dönemlerinde öğrenciyken annesi, evde hazırladığı ekmek ve yemeği çoğu zaman ilçeye giden köylülerle kendisine gönderirdi. Köy ile ilçe arasında yaklaşık 8 kilometre mesafe vardı. Birçok öğrencinin, hatta hepimizin hayat hikâyesi buna benzerdi. O dönemlerde iki ya da üç günlük ekmek ve katık ihtiyacımız, ilçeye gelen köylüler aracılığıyla gönderilirdi. Bu şekilde ilçede okuyabildik. Bundan dolayı cefakâr ve fedakâr köylülerimize ayrıca minnettarız.
Haftalık okul harçlığı 5 ya da 10 lira arasındaydı. Bu parayla kalem, defter ve diğer kırtasiye ihtiyaçları karşılanırdı. Geriye kalan kısmı ise çay, şeker, gaz gibi en zaruri ihtiyaçlara harcanırdı. O yıllarda elektrik yoktu; gaz lambaları kullanılıyordu. Öğrencilere verilen harçlıklar da daha çok bu temel ihtiyaçlar için kullanılırdı.
İlçede toprak evlerde kalarak çok zor şartlarda okuyup geleceğe hazırlanıyorduk. Bir meslek sahibi olmak, memur olabilmek en büyük hayalimizdi. Hayatın basamakları, fakirlik ve ağır şartlar içinde umutlarla tırmanılıyordu.
Eşref Öğretmen, ortaokuldan sonra Bingöl Öğretmen Okulu’nu sınavla kazandı. Öğretmen okulunu başarılı bir şekilde tamamlayarak öğretmenlik mesleğine adım attı.
İlk görev yeri, Bingöl ile Erzurum sınırının kesiştiği Musağ Köyü oldu. Dağ köyünde göreve başlayarak çocuklarla iç içe çalıştı.
Anne tarafından akrabası olan genç bir hanımla evlendi. Çok genç yaşta yuvasını kurarak düzenli bir aile hayatı oluşturdu.
Köyde sportif faaliyetlerin içinde yer alıyor, voleybol ve futbol oynuyordu. Onun sayesinde köyün gençleri sporda daha da ilerleme kaydetmişti.
Ayrıca köyde birçok güzel sosyal faaliyete de öncülük ediyordu.
Daha sonraki yıllarda Kiğı’ya bağlı Peri Vadisi içerisinde bulunan Tahtalı Köyü’nde öğretmenlik mesleğini sürdürdü.
12 Eylül Askerî Darbesi’nin mağdurlarından biriydi. Birkaç kez soruşturma geçirdi. Suçu tespit edilemediği hâlde, yapılan bir ihbar sonucunda haksız yere fişlenmişti. Öğretmenlik yapma yetkisi elinden alınmıştı.
Her defasında hayıflanarak, “Bari bir suçum olsaydı da asla gam yemezdim.” derdi. Bunu kendisine dert edinmişti ve en çok buna üzülürdü.
Siyasi tartışmalara fazla girmeyecek kadar seviyeli, ölçülü ve görgülü bir insandı. Elbette o dönemin şartlarında istemese de zaman zaman bazı siyasi konular hakkında konuştuğu olmuştur.
Mesleğinden uzaklaştırılmasını hiçbir zaman hazmedemedi. Yaşadığı bu haksızlığı ve acıyı ömrü boyunca içinde taşıdı.
Yeniden hayata tutunabilmek, ailesini geçindirebilmek için iş aramaya başladı. Sonunda o da birçok insan gibi büyük şehirlere umut bağladı ve en sonunda İstanbul’a gitti.
İstanbul Kaynarca’da, dayımın oğlu R. Doğan’ın yardımıyla kendisine bir Halk Ekmek büfesi kiralandı. Bir süre bu büfeyi işletti. Ancak bazı sebeplerden dolayı onu da bırakmak zorunda kaldı.
Daha sonra Halk Bankası’nın memurluk sınavına girdi ve kazandı. Fakat güvenlik soruşturmasına takıldı. Bunun gibi birçok devlet ve özel kurumuna başvurdu. Bazılarından daha baştan ret cevabı aldı. Bazılarında ise yazılı sınav ve mülakatı geçmesine rağmen güvenlik soruşturması nedeniyle olumsuz sonuç aldı. Fişlenmiş olması sebebiyle işe alınmıyordu.
Bu yüzden uzun süre iş bulamadı. Askerî darbe döneminin uygulamaları onu haksız yere mağdur etmişti.
İstanbul’da iken benim de bulunduğum semte yakındı. Hafta sonları sık sık yanına uğrar, dertleşirdik. Öğrencilik anılarını anlatırdı. Bu şekilde hasret giderirdik. Köydeki hayatı, çocukluk yıllarını, yayla hayatını, öğrencilik ve öğretmenlik yıllarında yaşadıklarını anlatırdı. Birçok ortak anımız vardı. Bazen çok neşeli olur, bazen de hüzünlü olayları anlatıp maziye dönerdi.
Bir defasında, son görev yaptığı Tahtalı Köyü’ne denetim için müfettişler gelmişti. Kendisinin başarısını takdir ederek, “Hocam, bir şehre giderek orada mesleğinizi sürdürün. Siz bu gibi yerlere çok daha layıksınız.” diyerek tavsiyelerde bulunmuşlardı.
Bunu anlatırken, “Keşke onları dinleseydim.” derdi. “Şehirde kimse kimseyle fazla ilgilenmez. Köy yerlerinde dedikodu çok olur. Ben de bu yersiz ve asılsız ihbarı yaşamazdım. Belki de mesleğimden olmazdım.” diyerek çok duygulanırdı.
Ailesiyle birlikte İstanbul’da kalıyordu. “Bu şehir beni boğuyor, adeta nefes alamıyorum.” derdi. İstanbul’un şehir hayatına bir türlü uyum sağlayamadı.
Daha sonra tekrar Karakoçan’a döndü. Bir müddet dolmuş şoförlüğü yaptı.
Hayat mücadelesi sürerken, çocukluğundan beri taşıdığı kalıtsal olduğu söylenen Hepatit C hastalığı ortaya çıktı. Hastalık zamanla ilerledi ve vücudunu yavaş yavaş tüketmeye başladı. Birkaç yıl boyunca bu hastalıkla mücadele etti. Ailesi ve eş tarafının akrabaları geçimlerine destek oluyor, bu şekilde hayatlarını sürdürüyorlardı.
Zaman geçtikçe durumu giderek ağırlaştı. Köylülerin ziyaretleri de sıklaştı. Onu bilen, tanıyan ya da hastalığını duyan birçok kişi ziyaretine geliyordu. Herkes onun bu amansız hastalığına ve yaşadığı mağduriyete gerçekten yürekten üzülüyordu. Onu tanıyanlar, öğretmenlik mesleğinden haksız yere uzaklaştırılmış olmasının çevrede daha da büyük bir üzüntü oluşturduğunu dile getiriyorlardı.
Nihayet bir gün hastalığa yenik düşerek henüz 30’lu yaşlarının başında hayata veda etti. Geride acı içinde kalan annesini, babasını, ailesini, dul kalan eşini ve biri kız, biri erkek iki yetim evladını bıraktı.
Devlette yaklaşık yedi yıl öğretmenlik yaparak hizmet etmişti.
Ailesi sosyal yardım almadan kaderiyle baş başa bırakıldı. Sosyal adalet ilkesi adeta yok sayılmış, aile unutularak kenara itilmişti. Ancak yıllar sonra eşi maaşa bağlanabildi.
Eşref Öğretmen, Karakoçan’da Malla Bape olarak bilinen ailenin eniştesiydi. Rahmetli Hacı Yıldız, Ali Hoca ve Nurettin Yıldız’ın kız kardeşi, Eşref Hocanın eşiydi.
Hayatının baharında aramızdan bu şekilde ayrıldı.
Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz.
GÜNEŞ EFENDİ
Yorum Yap
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yazarlar
Yozlaşma ve yüzleşme
Yazarlar
Bazı insanlar yalnızca yapılan işe destek verir; bazıları ise ilk adımı atar, başkalarına cesaret olur.
Yazarlar
Mahmud -gök- Kırmiz
Son haberler
Kanıya Alinçe bir köyün tarihi.
Yazarlar
Urartular, yaşadığımız coğrafyada, özellikle Van ve çevresinde yoğun olarak yaşamış kadim bir uygarlıktır.
Yazarlar
DEP STORE Projesi Geleceğe Umut Veren Bir Vizyon Ortaya Koyuyor.
Yazarlar
Geçen bunca uzun yıl bize seni asla unutturmadı. Her geçen zaman, özlem dolu bir vuslatın ve nostaljinin içinde yaşamamıza sebep oluyor.
Yazarlar
Evimiz iki katlı, eski tarz bir Adana eviydi.
Yazarlar
Yozlaşma ve yüzleşme
Yazarlar
Bazı insanlar yalnızca yapılan işe destek verir; bazıları ise ilk adımı atar, başkalarına cesaret olur.
Yazarlar
Mahmud -gök- Kırmiz
Son haberler
Kanıya Alinçe bir köyün tarihi.
Yazarlar
Urartular, yaşadığımız coğrafyada, özellikle Van ve çevresinde yoğun olarak yaşamış kadim bir uygarlıktır.
Yazarlar
DEP STORE Projesi Geleceğe Umut Veren Bir Vizyon Ortaya Koyuyor.
Yazarlar
Geçen bunca uzun yıl bize seni asla unutturmadı. Her geçen zaman, özlem dolu bir vuslatın ve nostaljinin içinde yaşamamıza sebep oluyor.
Yazarlar
Evimiz iki katlı, eski tarz bir Adana eviydi.