Çobur Köyü, geçmişte hem nüfus bakımından kalabalık hem de yüzölçümü bakımından bölgenin büyük köylerinden biriydi.
O yıllarda aileler çok çocuk sahibiydi. Beş çocuk neredeyse en az sayılır, on iki-on üç çocuklu ailelere de sıkça rastlanırdı. Bütün coğrafyada benzer bir hayat hüküm sürüyordu.
Yokluk vardı…
Fakirlik vardı…
Zaman zaman büyük sıkıntılar yaşanıyordu.
Fakat insanların rızık endişesi bugünkü kadar ağır değildi. Çünkü güçlü bir inançları, bitmeyen bir çalışma azimleri ve alın terine duydukları güven vardı.
Kara saban toprağı yararken umut da filizlenirdi.
Buğdayını, arpasını eker; emeğinin karşılığını Allah’tan beklerdi insanlar.
Tevekkül hayatın en büyük dayanağıydı.
Belki yoksuldular ama umutları tükenmemişti. Yaşama sevinçleri, çalışma aşkları ve geleceğe dair inançları her zaman vardı.
İşte o dönemin unutulmaz simalarından biri de Zülfü Emi idi.
Uzun yıllar Çobur Köyü’nde bakkallık yaptı.
Okuma yazması olmamasına rağmen yaklaşık kırk yıl boyunca bu mesleği büyük bir başarıyla sürdürdü.
Hicrî 1313 yılında doğduğu anlatılır.
Yaklaşık yüz beş yıllık uzun bir ömür yaşadı.
Çocuk yaşlarda geçirdiği bir hastalık nedeniyle bir gözünü kaybetmişti.
Ancak bu eksiklik, onun hayata olan bağlılığını ve çalışma azmini hiçbir zaman azaltmadı.
Köydeki küçük bakkalı, yalnızca bir alışveriş yeri değil; aynı zamanda insanların buluştuğu, dertleştiği ve ihtiyaçlarını karşıladığı önemli bir mekândı.
Raflarında en çok çay ve şeker bulunurdu.
Aspirin ve Gripin ise hiç eksik olmazdı.
O yıllarda köylerde gaz lambaları kullanıldığı için yedi ve on dört numaralı lamba camları ile lamba fitilleri en çok satılan ihtiyaçlar arasındaydı.
Bunun yanında iplik, boncuk, mercan, pullu yazmalar ve genç kızların çeyizlerinde kullandıkları çeşitli el işi malzemeleri de dükkânında bulunurdu.
Kış aylarında elma, portakal ve mandalina getirirdi.
Hastalar için en kıymetli yiyecekler bunlardı.
Bisküvi, kuru üzüm ve benzeri kuru gıdalar da eksik olmazdı.
Tütün ve çeşitli sigaralar ise köylünün temel ihtiyaçları arasında yer alıyordu.
Köylüler çoğu zaman veresiye alışveriş yapardı.
İlginç olan ise Zülfü Emi’nin borçları çoğu zaman bir yere yazmamasıydı.
Kimseye:
“Borçlusun.”
demezdi.
Ama hiçbir borcu da unutmazdı.
Hafızası öylesine güçlüydü ki, yıllar sonra bile kimin ne aldığını hatırlardı.
Bu yönüyle köy halkının güvenini kazanmıştı.
Onun küçük bakkalına yalnızca Çobur Köylüleri değil; Beydere, Musyan ve zaman zaman Dolan Mezrası’ndan gelen insanlar da alışveriş yapardı.
Karakoçan’daki toptancı Bedri Kurt, onun yıllarca değişmeyen esnaf dostlarından biriydi.
Bazen Karakoçan’dan aldığı malları sırtına yükleyerek sekiz kilometrelik yolu yürüyüp köye getirdiği olurdu.
Üstelik çok hızlı yürürdü.
Yanında yürümeye çalışan birçok kişi onun temposuna ayak uyduramazdı.
Hayatı boyunca doktora gitmediği söylenirdi.
Sağlam bünyesi ve çalışkanlığıyla adeta bir ömür rekoru kırmıştı.
Yaklaşık sekiz çocuk babasıydı.
Çocuklarından biri de halk arasında “Pilot Yusuf” lakabıyla tanınan Yusuf Aktaş idi.
Uzun yıllar dolmuş şoförlüğü yaptı.
Çan, Karakoçan, Yayladere ve çevre köylere yolcu taşırdı.
Halk arasında ona neden “Pilot” dendiğini herkes bilirdi.
Nerede bir yolcu varsa, Yusuf oradaydı.
Mesleğini büyük bir sevgiyle yapardı.
Yolcularına sadece şoförlük etmez, onların eşyalarını taşır, yaşlılara yardımcı olur, kendisini adeta müşterilerinin hizmetkârı gibi görürdü.
Ne yazık ki geçirdiği elim bir trafik kazası sonucu genç yaşta hayatını kaybetti.
Allah rahmet eylesin.
Zülfü Emi ise ömrünün sonuna kadar bakkalını açık tuttu.
İleri yaşına rağmen hafızasını hiç kaybetmedi.
Hayata dirençle tutundu.
Çalışmayı hiçbir zaman bırakmadı.
Evimiz camiye kırk metre kadar uzaklıktaydı.
Merhum babam vakit namazlarını mutlaka camide kılardı.
Bir gün şöyle dediğini çok iyi hatırlıyorum:
“Sabah namazında daha Zülfü Bakkal’ın önüne geçemedim. O hep benden önce camiye gelir. Eğer eksik bir iş varsa onu tamamlar, sonra imamı ve cemaati beklerdi.”
Bu söz, onun ibadetine verdiği önemi ve disiplinli hayatını anlatmaya yeterdi.
Zülfü Emi, sadece bir bakkal değildi.
O; çalışkanlığı, dürüstlüğü, yardımseverliği ve insan sevgisiyle köyün hafızasına kazınmış örnek bir insandı.
Gecenin hangi saatinde kapısı çalınırsa çalınsın, hiç üşenmeden kalkar, ihtiyacı olan kişiye yardım ederdi.
Bunu yıllarca hiçbir karşılık beklemeden sürdürdü.
Hayatını, köyüne ve insanlara hizmet ederek geçirdi.
2017 yılında aramızdan ayrıldı.
Geride ise unutulmayacak güzel hatıralar bıraktı.
O, Çobur’un koca bir çınarıydı.
Böylesine değerli insanlar, yalnızca kendi ailelerinin değil; yaşadıkları toplumun da ortak hafızasıdır.
Her biri başlı başına bir romana sığacak kadar zengin hayat hikâyelerine sahipti.
Onların yaşanmışlıkları bugün bizlere yol gösteren birer ışık olmaya devam etmektedir.
Merhum Zülfü Emi’ye Cenab-ı Allah’tan rahmet, mekânının cennet olmasını niyaz ediyor; ebediyete irtihal etmiş bütün büyüklerimizi de rahmet ve minnetle yâd ediyorum.
GÜNEŞ EFENDİ
