Geçen bunca uzun yıl bize seni asla unutturmadı. Her geçen zaman, özlem dolu bir vuslatın ve nostaljinin içinde yaşamamıza sebep oluyor.

Geçen bunca uzun yıl bize seni asla unutturmadı. Her geçen zaman, özlem dolu bir vuslatın ve nostaljinin içinde yaşamamıza sebep oluyor. Maziyi, içimizde tatlı bir buruklukla anarak yaşamaya devam ediyoruz.
O şirin ilçenin güzelliği, mozaik yapısıyla bilinirdi. Herkes birbirini tanırdı. Dostluklar, komşuluklar ve insan ilişkileri son derece samimi, içten ve dostaneydi.
İnsanlar birbirlerini güven dolu duygularla selamlar, mutlaka birbirlerinin hâlini ve hatırını sorarlardı. Karakoçan’da dört mevsim bambaşka güzellikte yaşanırdı. Her mevsimin kendine has havası, güzelliği, ihtiyaçları ve ayrı bir cazibesi vardı.
SONBAHAR
Bu dört mevsimin en hareketli ve en canlı zamanı sonbahardı. Okulların açılmasıyla birlikte çarşı büyük bir kalabalığa bürünür, ilçe adeta yeniden canlanırdı.
Bu hareketlilik en çok kırtasiyecilere yarardı. Rahmetli Hüseyin Tekel ile Rahmetli Arif Okçu’nun işlettiği, ilçede bilinen başlıca iki kırtasiye dükkânı bulunurdu. Bu iki dükkân müşteriyle dolup taşardı.
İlçede kumaş satan küçük manifatura mağazaları ve sınırlı sayıda terzi vardı. Kumaş alıp takım elbise diktirmek, hemen her öğrencinin vazgeçilmez arzusu ve temel ihtiyacıydı. Kumaşlar satın alınır, terziler ölçü alır ve takım elbiseler dikilirdi. Karakoçan’da oldukça büyük bir öğrenci potansiyeli bulunuyordu.
Özellikle sonbaharda köylüler Karakoçan’a gelir, kışlık ihtiyaçlarını temin ederlerdi. Hem ailelerinin geçim ve nafakası hem de besledikleri hayvanlar için gerekli alışverişler yapılırdı. Hayvanlar için saman, arpa ve yem alınır, bazı çevre köylerden de ot temin edilerek kış hazırlıkları tamamlanırdı.
İlçeye gelen köylüler genellikle lokantaya gitmezlerdi. Daha çok bakkallarda oturup ekmek, helva ve zeytin yerlerdi. Yazın ve sonbaharda ise ekmek, üzüm, karpuz; varsa peynir ve zeytin terazide tartılarak satın alınırdı. Bağdaş kurularak yemek yenirdi. Kimi zaman bakkalın önünde, kimi zaman da ilçe dışında kırda, bayırda oturup bu şekilde yemek yiyenler olurdu.
O yıllarda “lokanta” yerine halk arasında “aşçı” denirdi. “Lokantaya gittik.” demezler, “Aşçıya gittik.” derlerdi.
Bazen köylüler eşek, at ve katırlarla ilçeye odun getirip satarlardı. Elde ettikleri parayla çay, şeker, gaz gibi ev için gerekli temel ihtiyaçlarını karşılarlardı. En büyük sermayeleri ise davar satmaktı. Güçleri nispetinde davarlarını ilçeye getirir, satar ve ihtiyaçlarını karşılayacak parayı temin ederlerdi.
ODUN
Meşe odunu satmak orman kanunlarına göre ağır cezalı ve yasaktı. Bu nedenle köylüler zamanla köylerindeki meyve ağaçlarına yöneldiler. Ahlat, armut, çerdene, dardane ve ardıç gibi kıymetli meyve ağaçları bilinçsizce ve acımasızca kesildi. Böylece birçok köyde bu ağaçlar zamanla yok olup gitti.
Elbette bunda zaruret ve fakirliğin de büyük payı vardı. Çocukluğumuzda buna bizzat şahit olduk. Bir zamanlar köylerimiz, meralarımız, kırlarımız ve yabanlık alanlarımız meyve ağaçlarıyla dopdoluydu. Adeta bir renk cümbüşü ve doğal bir meyve ambarıydı. Ne yazık ki birçok köyde bu güzellik bilinçsizce kesilerek yok edildi. Kendi köyümüzde de aynı acıyı yaşadık. Birçok köy aynı kaderi paylaştı.
ULAŞIM
Ulaşım oldukça sınırlıydı. Karakoçan’da galiba ilk otobüs Dergoğullarına aitti. Karakoçan ile Elazığ arasında yarım otobüs seferleri yapılırdı.
Bir de emektar kamyon sahibi Rahmetli Heci Halim’in Mahmutlu kamyonları vardı. Hem insan hem de eşya taşımacılığı yaparlardı.
Esmer Rahmetli Niyazi (Nazoy Reş) de tanınan kamyon sahipleri ve şoförleri arasındaydı. Karakoçan, Kiğı ve Gaz köyleri arasında çalışırlardı. Bu konuda daha farklı bilgi sahibi olanlar yorum yapabilirler.
Kiğı’dan Karakoçan’a Doğu Jet ve Narmanlar otobüsleri çalışırdı. Bu otobüsler Kiğı, Karakoçan ve Elazığ arasında yolcu taşırdı.
Bir zamanlar Peri Nehri çevresinde büyük bir hareketlilik vardı. Köyler insanlarla dolup taşardı. Bu nüfus yoğunluğu hayat dolu, cıvıl cıvıl ve neşeliydi. Şimdi ise bütün bunlar özlem dolu bir nostaljiye dönüştü. Peri artık sessizliği yaşıyor.
KARAKOÇAN’DA GÜNLÜK HAYAT
Sabah çarşıya çıkınca grup grup öğrencilerin okullarına gittikleri görülürdü. Bu manzara ilçenin en güzel ve en renkli görüntülerinden biriydi.
Sığırlar çarşının içinden geçerek yaylaya çıkarılırdı. Büyükbaş hayvanlar çarşıda sıkça görülür, ilçe adeta bir köy görünümünü andırırdı.
Öğrencilerin büyük bölümü Dersim ağırlıklıydı. Daha çok Karşıyaka Mahallesi ve Han Çeşmesi çevresinde otururlardı.
Okullar sağ-sol siyasi olaylarının ve eylemlerinin yoğun yaşandığı yerlerdi. 1970’li yıllarda Türkiye genelinde yaşanan sağ-sol çatışmaları Karakoçan’da da hissediliyordu. Yıllarca gençler, öğrenciler ve her meslekten vatandaş bu olaylardan etkilendi. Çatışmalar ve acı kayıplar yaşandı.
12 EYLÜL
1980 yılı 12 Eylül Askerî Darbesi ile birlikte ülke büyük acılar yaşadı. Halk arasında buna “Kenan Evren Darbesi” denirdi.
Birçok insan zindanlardan ve işkencelerden geçti. İdamlar yaşandı. Yıllar acılar içinde heba olup geçti.
Karakoçan’da okullar zaman zaman kapalı kalırdı. Sağ-sol olayları nedeniyle tayini çıkan birçok öğretmen ilçeye gelmek istemezdi. Bu yüzden sınıflarda dersler boş geçer, bazı dersler ilkokul öğretmenleri tarafından doldurulmaya çalışılırdı. Bu durum Karakoçan’ın eğitim hayatında önemli kayıplara sebep oldu.
SİNEMA
Karakoçan’a sinemanın gelmesi adeta bir devrim gibiydi. Herkes sinemaya büyük ilgi gösterirdi. Özellikle gençler ve öğrenciler kavga, dram ve macera filmlerini çok severdi.
Yılmaz Güney, Cüneyt Arkın ve Tanju Korel’in filmleri büyük ilgi görürdü. Filmlerde en çok kötü adam rolüyle tanınan Erol Taş olurdu.
Öğrenciler izledikleri filmleri okul sıralarında canlandırır, filmcilik oynarlardı.
Sinema sahibi Rahmetli Bekir Aslan’dı. Allah rahmet eylesin. Oğlu Nahit Aslan kapıda bilet keserdi. Nahit, kısa zamanda Karakoçanlı çocukların en sevdiği arkadaşlardan biri olmuştu. Bileti olmayanlara bazen kıyak yapar, onları ücretsiz içeri alırdı.
Elazığlı Rahmetli Demirci Zekeriya’nın oğlu Alettin Akbulut ise ilçede bisiklet kiraya verirdi. On beş-yirmi kadar çeşitli boylarda bisikleti vardı. Kasaba çocuklarının en büyük heyecanı oradaydı. Bisiklete binmek onlar için büyük bir macera ve mutluluktu. Daha sonraki yıllarda bu heyecan mobiletlerle devam etti.
Merhum Alettin’e, babasına ve burada adını andığımız bütün merhumlara Allah’tan rahmet diliyoruz.
DEP
Başta Karakoçan’ın mozaik yapısından bahsetmiştik.
İlçede Sünniler ve Aleviler birlikte yaşardı. Konuşulan diller ise Kürtçe, Türkçe ve Zazacaydı.
Aslında geçmişte yaşanan bütün siyasi çalkantılara rağmen Karakoçan halkı uzun yıllar barış, kardeşlik ve dostluk içerisinde yaşamayı başarmıştır.
Bir zamanların küçük, mütevazı ve şirin beldesi bugün büyümüş ve gelişmiştir. Seni her zaman özlemle, sevgiyle ve nostaljik duygularla anmaya devam edeceğiz. İnşallah güzelliğin, huzurun ve mutluluğun hep seninle olsun.
(DEP) KARAKOÇAN
GÜNEŞ EFENDİ
Yorum Yap
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yazarlar
Yozlaşma ve yüzleşme
Yazarlar
Bazı insanlar yalnızca yapılan işe destek verir; bazıları ise ilk adımı atar, başkalarına cesaret olur.
Yazarlar
Mahmud -gök- Kırmiz
Son haberler
Kanıya Alinçe bir köyün tarihi.
Yazarlar
Urartular, yaşadığımız coğrafyada, özellikle Van ve çevresinde yoğun olarak yaşamış kadim bir uygarlıktır.
Yazarlar
DEP STORE Projesi Geleceğe Umut Veren Bir Vizyon Ortaya Koyuyor.
Yazarlar
Evimiz iki katlı, eski tarz bir Adana eviydi.
Yazarlar
Merhum Molla Nureddin Yılmaz
Yazarlar
Yozlaşma ve yüzleşme
Yazarlar
Bazı insanlar yalnızca yapılan işe destek verir; bazıları ise ilk adımı atar, başkalarına cesaret olur.
Yazarlar
Mahmud -gök- Kırmiz
Son haberler
Kanıya Alinçe bir köyün tarihi.
Yazarlar
Urartular, yaşadığımız coğrafyada, özellikle Van ve çevresinde yoğun olarak yaşamış kadim bir uygarlıktır.
Yazarlar
DEP STORE Projesi Geleceğe Umut Veren Bir Vizyon Ortaya Koyuyor.
Yazarlar
Evimiz iki katlı, eski tarz bir Adana eviydi.
Yazarlar
Merhum Molla Nureddin Yılmaz