📅17 September 2026, Thursday
☀️Karakoçan · Yükleniyor…
Cobur News · Doğru Haber, Güçlü Toplum
Yazarlar

Korkunç Rüzgar geceye aman vermiyordu. Yağmur ise gittikçe şiddetini artırmıştı.

22.07.2026CoburNews
MAZİDE YAŞAYANLAR...

Korkunç Rüzgar geceye aman vermiyordu. Yağmur ise gittikçe şiddetini artırmıştı…Sanki Mübarek Mikail Melek o gece Rüzgara borusunu ötürüp susturmuyordu… Gecenin zifri karanlığı ise korkunç sessiz, ıssız ve amansız idi. Yayla hayatı çok daha yerleşik yaşamdan farklıdır….Yaylacılar hepte alışıklardı bu amansız, eziyet dolu yaşama..

 

Aniden kadınlar arasında telaş ve çığlıklar duyuldu. Çadırlar arasında koşup anlaşılmaz sesler, bağırmalar, fısıltılar bir nevi feryatlara dönüşmüştü. Herkesin yüzünde ise keder, korku, heyecan ve üzüntü vardı… Seslerindeki telaş önemli bir hadisenin olduğunu hiç şüphesiz akla getiriyordu. Ellerinde tuttukları fanus ile Seyran gelinin çadırına koşan kadınlar arasında çığlıklar, feryatlar adeta panik havasına dönüşerek daha da yükselmişti..

Seyran genç bir gelin idi. Doğum yapmak üzere sancılar içinde kıvranıyordu… Olayın çok ağır olduğunu kadınlar çabucak sezmiştiler. Çadıra giren kadınlar ise çare, dert, deva olmak için büyük çabalar içine girmişlerdi. Herkes bir şeyler koşuşturmaktaydı…

Kadınların bazıları geçmişte en az 7 ve 10 çocuk yapmış, hayatın her çeşit badirelerini, eziyetlerini görüp yaşamıştı. Doğum için oldukça deneyimli, birer ebe kadar bilgi sahibiydiler. Etraftaki genç, toy kızlara ve gelinlere Seyran’a yardım ve müdahale için bilgi, öğüt ve nasihatler veriyorlardı. Korku ve telaş etmemeleri için etrafındakilere sürekli sükûnet ve sabır tavsiye ediyorlardı. Bildikleri dualar ve güzel dileklerle Allah’a yalvarıp yakarıyorlardı.

Gece ilerledikçe umutlar azalmaya başlamıştı. Seyran kız çocuğu dünyaya getirmişti. Kızın hafif çığlıkları duyuldu. Seyran göz uçları ile acı bir tebessümle sanki bebeğine baktı. Ancak bu acı tebessüm kısa sürdü. Seyran çok kan kaybetmiş, kendine gelmiyordu. Yorgun ve çaresizlikten bitkin düşmüştü.

Yayla; köy ve kentten uzak, ıssız bir mera, başka bir yabancı diyar ve mekândı. Ebe, doktor ve hastanelerden, her türlü imkândan çok uzaktı. Sadece iki ayrı sürü sahibi insanlar vardı. Kadınlar ise ellerinden geleni zaten yapmaktalardı.

Kadınlar Seyran’a kaygı ve telaş içinde bakıyor, başka bir müdahale yapamamanın çaresizliğini ve ezikliğini yaşıyorlardı. Bebek kız kısa sürede ruhu uçup cennete giden melek bir kuş olmuştu… Dünyayı ve anneyi terk etmişti.

 

Aralarında sessizce çocuğun yaşamadığını fısıldadılar.

Seyran yarı şekilde uyandı, gözleri hafifçe açıldı… Dudakları kıpırdandı. Gözleri sanki çocuğunu arıyordu. Seyran’ın bu hâli etraftakilere kısa bir umut oldu. Ancak bu da pek uzun sürmedi. Gözleri kapandı, tekrar açtı. Kadınlar çocuğun yüzünü örtmüşlerdi. Çocuğu annesine göstermediler. Seyran gelin, kardelen çiçeği güzeli bebeğini arar gibi etraftaki kadınlara acı acı baktı. Anlaşılmaz şekilde kısaca mırıldandı. Çok derin, zorla nefes alıp verdi. Nefesi hırıltıya dönüştü. Gözleri kapandı. Yaşlı bir teyze Kur’an-ı Kerim’i okuyor, sessizlik içinde herkes dinlemekte idi.

Seyran’ın aniden boynu yana düştü. Uzun bir yolculuğa, artık dönüşü olmayan ahiret yolculuğuna çıkmıştı. Vuslata ve berzah âlemine göçmüştü. Artık onlardan ayrılmıştı.

 

Kadınlardan yeniden çığlıklar duyuldu. Ağlama sesleri, feryatlar, ağıtlar gecenin korkunç vahametinde sürüp gitti. Sabaha kadar kadınlar uyumadılar. Çadırlar arasında mekik dokudular. Humalı bir hazırlığın içinde kalmışlardı.

 

Sabaha karşı kocası sürüyü arkadaşına bırakarak eve gelmişti. Yorgun, üzgün bir şekilde kenarda oturup yas tutuyordu. Yüzündeki derin çizgiler, alnındaki kırışıklıklar derin acıyı ve kederi anlatıyordu. Kolay mıydı? Hayat arkadaşı ona ve hayata veda etmişti. İnsanın yaşadığı en zor anlardan birini yaşıyordu. Buruk bir hâlde tütün ile sigara üstüne sigara sarıp yakıyordu.

 

Sabahleyin tüm imkânlarını kullandılar. Dağın en yüksek zirvesinde bir mezar kazdılar. Anne ile kız birlikte o mezara konuldu. Dağın alt tarafında, yaklaşık 4 km uzaklıkta baharın coşkun ve taşkın sularıyla akan Peri Nehri geçiyordu. Dağın zirvesinden bakınca birçok yer ve mekân uzaktan görünürdü. Kiğı Kalesi karşıda idi. Burası Kiğı’nın Honig Yaylası idi. Yayla hayatının şartları çok ağır, imkânları ise son derece kısıtlıydı. Yaylacılar her yerde bu zorlukları yaşarlardı.

 

Seyran, Karakoçan’a bağlı Okçiyan Köyü’nün genç bir geliniydi. Yayladan köye getirilemedi. O günkü şartlar ve imkânlar buna izin vermemişti. Orada kızıyla birlikte aynı mezara defnedildi. Anne ile kız, koyun koyuna birbirlerine sarılarak toprağa verildiler.

 

Yayla sezonu boyunca kadınlar zaman zaman mezarını ziyaret eder, Kur’an-ı Kerim okur ve dua ederlerdi.

Merhumeye Allah rahmet eylesin. İnşallah mekânı cennet olsun.

Çocukluğumda Kiğı Honig Yaylası’nda şahit olduğum yaşanmış gerçek bir olaydır.

(Resim alıntıdır.)

Güneş Efendi

Yorum Yap

Yorumunuz yönetici onayından sonra yayınlanır.

Yorumlar

Henüz onaylanmış yorum yok.

Paylaş WhatsApp Facebook X
Diğer Haberler

Discover more from COBUR MEDYA

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading

Okunma9