Babam.

Evimizin karşısında, yaklaşık beş metre mesafede bulunan asırlık dut ağacına zaman zaman bir kuş konardı. Rahmetli babamın bu kuşu her gelişinde mutlaka kovaladığını hatırlıyorum. Çok nadir görülen bu kuş, aslında siyah beyaz renkli bir karga türüydü.
Babam, pencereyi açarak bazen beddua eder, bazen de öfkelenerek onu dut ağacından mutlaka kovardı.
Kaybettiği iki oğlunun, gelini merhume Zeynep’in ve yıllar önce vefat eden annemin acısını hep bu kuşun ötmesine bağlardı. Ona göre bu kuş ölümün habercisiydi. Dut ağacına konup garip seslerle ötmesini uğursuzluk sayardı.
“Bu kuş bize yine kötü haber getiriyor.” derdi.
Yaşlılığı ilerledikçe daha da duygusallaşmıştı. Yüreği hassaslaşmış, yaşadığı acılar yüzüne daha belirgin şekilde yansımaya başlamıştı.
Onu son gördüğümde artık o kuşu kovalayacak gücü bile kalmamıştı.
O koca efsane çınar, artık bir kuşu kovamayacak kadar yaşlanmıştı.
Babam on çocuk sahibiydi. Biz on kardeştik. O dönemin fakirlik, zaruret ve yokluk dolu ağır şartlarında büyük fedakârlıklarla çalışıp didinmiş, bizleri büyütmüş, hayata hazırlamış ve geleceğe taşımıştı.
Rahmetli annemi henüz orta yaşlardayken kaybetmişti. O zamanlar babam da çok yaşlı sayılmazdı. Buna rağmen aile düzeni bozulmasın, çocuklar üzülmesin ve eve bir üvey anne gelmesin diye bir daha hiç evlenmedi.
Tek düşüncesi ailesinin huzurunu korumaktı.
Bizleri o günlerin fakirlik ve sefalet dolu ağır şartları altında okutmaya çalıştı. Üç erkek evladını okuttu. Bunlardan ikisi öğretmen oldu.
1975 yılında rahmetli ağabeyim Aziz, Elazığ’da lise öğretmeni olarak görevine yeni başlamıştı. Henüz altı aylık evliydi.
Kiğı’nın Yığ Köyü’nde yaşayan, Karakoçan’ın kanaat önderlerinden merhum Molla Bahri Tunç’un kızıyla evliydi.
Hayatının baharında, yaşam dolu günlerinde, eşiyle birlikte elim bir trafik kazasında hayatını kaybetti.
Aynı kazada Elazığ İmam Hatip Okulu Müdürü, Elazığ’ın saygın eğitimcilerinden merhum Namık Çiftçi ve eşi de hayatlarını kaybetmişti.
Allah hepsine rahmet eylesin.
Daha sonra aynı yıl doğan yeğenlerimizden birine Namık adı verilerek onun hatırası yaşatıldı.
Ağabeyim Aziz henüz otuz yaşlarındaydı.
Babam onu anlatırken:
“Bu uğursuz kuş günlerce gelip ötmüştü…” der, gözleri dolar, derin bir hüzne bürünürdü.
Rahmetli ağabeyimin ve gelinimizin acısı yüreğinde hiç dinmeyen bir kor gibi yaşamaya devam etti.
Annemin ve daha sonra merhum ağabeyim Hacı’nın vefatını da yine aynı kuşun dut ağacına gelip ötmesine bağlardı.
Ağabeyim Hacı elli yaşındayken amansız bir hastalığa yakalandı ve birkaç yıl sonra vefat etti. O zaman çocukları artık büyümüştü.
Aileden okuyan üç erkek kardeşten biri de ilkokul öğretmeni olan ağabeyim Yusuf Hoca idi.
Diğer ağabeylerim ve üç kız kardeşim de evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuşlardı.
Artık evde yalnız kalan tek kişi babamdı.
Yaşlanmış, adeta bir çocuk gibi olmuştu.
Bakıma muhtaçtı.
Yalnız kalmıştı.
Ben ise liseden sonra hukuk ve tıp gibi yüksekokulları kazanamayınca, diğer mesleklere fazla hevesli olmadım. Devletin bazı kamu kurumlarına memur olmak için de çeşitli girişimlerde bulundum. Ancak birtakım aksilikler ve şanssızlıklar yaşadım. İstemediğim bazı memuriyetleri kazanıyordum, fakat gönlüm razı olmuyordu. Hayatımı daha çok İstanbul’da ve daha sonra Avrupa gurbetinde sürdürdüm.
Avrupa’dan izne gelip babamı gördüğümde artık iyice yaşlanmıştı. Bütün evlatları yuva kurmuş, herkes çoluk çocuk sahibi olmuştu. Babama artık daha çok torunları bakıyordu.
Bir gün yine o uğursuz kuş, dut ağacına konmuştu. Bu kez ben kovaladım. Babamın yıllarca ölüm habercisi saydığı o kuş, uçup giderken dönüp dönüp bana bakıyor gibiydi. Sanki taşıdığı acı haberi bana da hissettirmek istiyordu.
Artık Avrupa’ya dönme vakti gelmişti.
Babamın nasırlı ellerine son kez sarıldım ve öptüm. Babalık kokusunu içime çektim. O derin nefesi bana gül kokusu gibi geliyordu. Kahraman babamın, cesaret timsali o güçlü bedenine defalarca sarıldım.
“Allah’a emanet ol, hakkını helal et.” dedim.
Hıçkırıklarımı, gözyaşlarımı ve titreyen sesimi ona belli etmemeye çalışıyordum. Bir daha sarıldım, bir daha…
O ise derin bir sitemi içinde saklayarak sakin bir sesle şöyle dedi:
“Git evlat… Yolun açık olsun…”
Yüzünde güven ve metanet vardı. Çok üzgün olduğunu hissedebiliyordum. Hayatın bütün izleri yüzündeki derin çizgilere işlemişti. O büyük, güven dolu gözleri bana hâlâ güç veriyordu. Şefkat, sevgi, merhamet ve ayrılık acısı ikimizin de yüreğini yakıyordu.
Sonra tekrar:
“Git evlat… Yolun açık olsun. Ben sana duadan başka ne verebilirim ki?” dedi.
Bu sözler, ondan duyduğum son sözler oldu.
Köyden büyük bir hüzün içinde ayrıldım.
İtalya’ya vardıktan kısa bir süre sonra babamın vefat ettiğini öğrendim. Ailem, daha yeni ayrıldığım ve yeniden üzülmeyeyim diye onun vefatını benden gizlemişti.
Haberi aldığımda üzerinden beş gün geçmişti.
O gün kendimi tarifsiz bir yalnızlığın içinde buldum.
İtalya’nın Milano kentindeki büyük bir parkta saatlerce oturdum. Geçmişim, bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyordu.
Tam o sırada, nereden geldiğini bilmediğim bir kuş, kocaman bir ağacın tepesine konup ötmeye başladı.
Babamın yıllarca uğursuz saydığı kuşu hatırladım.
Sanki bana onun ölüm haberini getiriyordu.
Belki de bunların hepsi benim acımın ve hayal dünyamın bir yansımasıydı.
Bir süre sonra kuş sustu, kanatlarını açtı ve gözden kayboluncaya kadar uzaklaştı.
Ben ise artık babamın bu fani dünyada olmadığını kabullenmeye çalışıyordum.
Hakkını helal et babacığım…
Ailemizin fedakâr çınarı…
Nur içinde uyu.
Allah’ın rahmeti ve mağfireti üzerinde olsun.
Her insanın babası, kendi dünyasında daima yaşayan asil, unutulmaz ve manevi bir kahramandır.
Ben de bütün değerli okuyucuların ve takipçilerimin ahirete irtihal etmiş anne ve babalarına, yakınlarına ve bütün geçmişlerine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.
Güneş Efendi
Yorum Yap
Yorumlar
Henüz onaylanmış yorum yok.
Yazarlar
Yozlaşma ve yüzleşme
Yazarlar
Bazı insanlar yalnızca yapılan işe destek verir; bazıları ise ilk adımı atar, başkalarına cesaret olur.
Yazarlar
Mahmud -gök- Kırmiz
Son haberler
Kanıya Alinçe bir köyün tarihi.
Yazarlar
Urartular, yaşadığımız coğrafyada, özellikle Van ve çevresinde yoğun olarak yaşamış kadim bir uygarlıktır.
Yazarlar
DEP STORE Projesi Geleceğe Umut Veren Bir Vizyon Ortaya Koyuyor.
Yazarlar
Geçen bunca uzun yıl bize seni asla unutturmadı. Her geçen zaman, özlem dolu bir vuslatın ve nostaljinin içinde yaşamamıza sebep oluyor.
Yazarlar
Evimiz iki katlı, eski tarz bir Adana eviydi.
Yazarlar
Yozlaşma ve yüzleşme
Yazarlar
Bazı insanlar yalnızca yapılan işe destek verir; bazıları ise ilk adımı atar, başkalarına cesaret olur.
Yazarlar
Mahmud -gök- Kırmiz
Son haberler
Kanıya Alinçe bir köyün tarihi.
Yazarlar
Urartular, yaşadığımız coğrafyada, özellikle Van ve çevresinde yoğun olarak yaşamış kadim bir uygarlıktır.
Yazarlar
DEP STORE Projesi Geleceğe Umut Veren Bir Vizyon Ortaya Koyuyor.
Yazarlar
Geçen bunca uzun yıl bize seni asla unutturmadı. Her geçen zaman, özlem dolu bir vuslatın ve nostaljinin içinde yaşamamıza sebep oluyor.
Yazarlar
Evimiz iki katlı, eski tarz bir Adana eviydi.