📅18 September 2026, Friday
☀️Karakoçan · Yükleniyor…
Cobur News · Doğru Haber, Güçlü Toplum
Haber

BABAM

30.08.2026CoburNews

Yazılış Tarihi: 15 Ocak 2022
Yazan: Efendi Güneş

Evimizin karşısında bulunan, 5 metre yakınındaki asırlık dut ağacına bir kuşun zaman zaman konduğu görülüyordu. Rahmetli babamın bu kuşu her defasında kovaladığını gördüm. Çok nadiren görülen, arada bir gelen bu kuş aslında siyah beyaz bir karga çeşidi idi. Onu pencereyi açarak, bazen de beddua ile karışık sinirlenerek mutlak suretle dut ağacından kovardı.

Kaybettiği iki oğlunun ve gelini Merhume Zeynep’in acısını, annemin yıllar önce vefatını hep bu kuşun gelip ötmesine, ölümün habercisidir diyerek uğursuz kuşa bağlardı. Kuşun dut ağacına konmasıyla acayip acayip ötüp anlaşılmaz sesler çıkarmasını uğursuzluk habercisi olarak algılıyordu. Beklenmedik acı olayların bu kuşun gelmesiyle yaşandığını söylerdi. “Bu kuş bize uğursuzluk haberleri getiriyor.” derdi.

Yaşlanmış olan hâli onu daha da duygusal yapmıştı. Yüreği hassaslaşarak hüzünle olup bitenler yüzüne daha da yansıyordu. Son defa onu gördüğümde artık o kuşu kovmayacak kadar bitkin ve yaşlanmıştı. O koca efsane çınar, kuşu kovmayacak kadar çokça yaşlanmıştı.

Babam 10 çocuk sahibi olup bizler 10 kardeştik. Çocuklarını yetiştirmiş, babalık etmiş; o dönemin fakirlik, zaruret ve sefalet dolu ağır şartlarında büyük fedakârlıklarla çalışıp didinerek bizleri hayatta ve istikbale taşımıştı.

Rahmetli annemi orta yaşlarda iken kaybetmişti. O zamanlar babam pek de yaşlı sayılmazdı. Ailenin düzeni bozulmasın, çocuklar üzülmesin, yeniden evlenerek bir üvey analık aileye getirmesini uygun görmediği için; farklı duygular ile kırılmalara sebep olmasın diyerek bir daha hiç evlenmedi. Başta ailenin ve gelinlerinin düzenleri bozulmasın diye bunun ince hesaplarını yapıyordu.

Bizleri o zamanın fakirliğin ve sefaletin ağır şartları altında okuttu. Üç erkek kardeş okuduk, ikisi öğretmen olmuştu. 1975 yılında aynı zamanda Merhum Ağabeyim Aziz Elazığ’da lise öğretmenlik görevine yeni başlamıştı ve altı aylık da evliydi.

YIĞ köyünde ikamet eden, Karakoçan’ın kanaat önderi Rahmetli Molla Bahri Tunç’un kızıyla evli olan Ağabeyim Aziz, hayatın baharında yaşam ile cıvıl cıvıl olan bir dönemde vahim ve elim bir trafik kazası sonrası hanımı ile beraber hayatlarını kaybetmişlerdi. O vahim olayda onlarla beraber Elazığ İmam Hatip Okulu Müdürü, saygın bir kişilik sahibi, Elazığ’da çokça tanınmış değerli bir zat olan Merhum Namık Çitçi ve hanımı da Namık Bey’in arabasıyla hep beraber o kazada vefat etmişlerdi. Onlara Allah rahmet eylesin. Daha sonra Namık Bey’in ismi aynı yıl doğan bir yeğenime verilerek onun anısı ve isminin yaşanmasına vesile oldu.

Ağabeyim Aziz daha 30 yaşlarındaydı. Babam ağabeyimi anlatırken “Bu uğursuz kuş günlerce gelip ötmüştü.” der ve gözleri dolu dolu yaşlanırdı. Rahmetli ağabeyimin ve gelinin, iki gencecik evladın acısı yüreğine sinmiş, küllenmişti; acılarını bir türlü unutamıyordu. Annem ve diğer Merhum Hacı Ağabeyimin ölümü için de yine buna benzer uğursuz kuşun dut ağacına gelip garip garip ötmesi, sesler çıkarmasına bağlardı. Ağabeyim Hacı 50 yaşında iken amansız bir hastalığa yakalanıp birkaç yıl sonra vefat etti. O ağabeyimin çocukları artık büyüktü.

Aileden okuyan üç erkek kardeşten diğer ağabeyim ilkokul öğretmeni olan Yusuf Hoca’dır. Diğer abilerim de, üç kız kardeşim de ailede herkes artık evli, çoluk çocuk sahibiydiler. Bekâr ve kimsesiz kalarak yaşayan artık yalnız babamdı. O yaşlanmış, adeta çocuk gibi olmuştu. Bakıma çokça muhtaçtı. Adeta kimsesiz, öksüz kalmıştı.

Ben ise liseden sonra hukuk ve tıp gibi yüksek okulları kazanmayınca diğer mesleklere fazla hevesli olmadım. Çok yüksek okulu da zaten kazanamadım. Devletin bazı kamu kurumlarına memurlukta yine bir takım aksilik, şanssızlıklar yaşadım. İstediğimi kazanmıyordum. Hevesli olmadığım memurluk, diğer bürokrasi branşlarını kazanırdım. Ancak ben de bunları yapmak istemiyordum. Hayatımı daha çok İstanbul ve Avrupa’da gurbet ellerde yaşadım.

Avrupa’dan izine gidip babamı gördüğümde artık oldukça çok yaşlanmıştı. Tüm evlatları, herkes çocuk çoluk sahibi olmuştu. Daha çok torunlar babama bakmakta idiler.

Bir gün yine o dut ağacına uğursuz kuş konmuştu. Bu kez ben kovaladım. Artık o uğursuz kuşun haberi bize getiren postacı kuşu son defa kovaladığımda uçarken gerisi gerisine sanki bana bakıyor, adeta o acı haberi taşıyordu.

Ben artık Avrupa’ya dönüş yaparken son bir defa nasırlı ellerine sarılıp öptüm. Babalık tenini kokladım. O derin nefesi gül kokusu gibiydi. İçime içime siniyordu. Kahraman babamın cesaret timsali bedenine sarılıp, koca çınar gibi hâlen duran babama “Allah’a emanet ol, hakkını helal et.” dedim. Hıçkırıklara boğulmuş sesimi, nefesimi, gözyaşlarımı ona hissettirmeyip ondan gizleyerek bir daha, bir daha sarıldım.

“Git evlat, git. Yolun açık olsun.” Çok derinde adeta sitem dolu ruh hâli vardı. O güven dolu yüzünde hâlen bir şey kaybetmemişti. Yüzündeki kırışıklıklar daha da derin hâlde idi. Ama çokça üzüldüğünü hissedebiliyordum. Hayatın ve geçmişin izleri yüzüne tümden yansımıştı. Babamın gözleri kocaman güven dolu bir dünya sunuyordu. Onun siması içime güç ve kudret tuttu. Şefkat, sevgi, merhamet ile beraber ayrılık ve vuslat hasreti de ikimize de acı veriyordu.

“Git evlat, git. Yolun açık olsun. Ben sana duadan başka ne verebilirim ki? Yolun açık olsun.” Buruk ifade ile buram buram bir hasret içinde bana metin bir ses tonu ile bunları söyledi.

Acı gözyaşları arasında köyden bu şekilde burukluk içinde ayrılmıştım. İtalya’ya varır varmaz o da vefat etmişti. Aile benden onun vefatını gizlemişti. “Daha yeni gitti, bir daha dönmesin; yeni gitti.” diye gerekçe yapmışlardı.

Vefatını duyduğum zaman beş gün geçmişti.

O gün çok yalnız kalmıştım. Geçmişi bir film şeridi gibi hüzünlü yaşıyordum. İtalya’nın Milano kentinde büyük bir parkta kendimi o acıya kaptırmıştım. Bütün duygularım uyanmış, bana maziyi yaşatıyordu. Nereden gelmiş ise o uğursuz kuşun benzeri başka bir cins kuş, kocaman bir ağacın zirvesinde ötüyordu. Sanki “öldü” mesajını vermiş olacak gibiydi. Ya da ben öyle hayal meyal tasavvur ediyordum. Kuş aniden o uğursuz sesine son vererek uçup benden uzaklaşarak gözden kayboldu. Ben de artık babamın bu fani dünyadaki yokluğuna alışacaktım.

Hakkını helal et babacığım. Ailemizin vefakâr koca çınarı. Nur içinde kalasın. Allah’ın rahmeti üzerinizde inşallah eksilmesin.

Herkesin babası kendisinin dünyasında hep yaşatılan, gerçekten asil, manevi, unutulmayan bir kahramandır. Tüm siz değerli takipçi ve okuyucuların ölmüşlerinize Allah’tan rahmet dilerim.

GÜNEŞ EFENDİ

Paylaş WhatsApp Facebook X
Diğer Haberler