Efendi Güneşin yazısı
COBUR’DA YAŞANAN BİR OLAY
Traktör sürücüsünü, eli silahlı birkaç kişiyle birlikte köy meydanına getirdiler.
“İn aşağı!” diyerek adamı traktörden indirip muhtarın evine doğru yürütmeye başladılar.
Silahlı adamlardan biri sordu:
— Muhtar evde mi?
Muhtarın ailesinden genç bir delikanlı korku ve heyecan içinde:
— Sanırım evdedir… Olmasa bile çağırırız, dedi.
Meydanda toplanan köylüler olup biteni meraklı gözlerle izliyordu. Rehin gibi getirilen adam ise büyük bir mahcubiyet içindeydi. Başını önüne eğmiş, ellerini bağlamış gibi teslim olmuş bir hâlde yürüyordu.
Herkes birbirine sormaya başladı:
— Acaba ne olmuş?
— Bu adam ne yapmış ki böyle esir gibi getiriliyor?
Kalabalığın içinden biri yüksek sesle sordu:
— Nedir bu olay? Bu adam çok perişan görünüyor. Neden silahların gölgesinde yürütülüyor?
Silahlı adamlardan biri cevap verdi:
— Bu adam, Akşiş Deresi tarafında Yusuf Amca’nın koruluk tarlasında odun kesiyordu. Biz de suçüstü yakaladık. Kestiği ağaçların bir kısmı hâlâ traktörün römorkunda. Onu köyünüzün muhtarına ve ihtiyar heyetine teslim edeceğiz.
Bunu duyan seyircilerden biri adama dönüp:
— Geçmiş olsun. Rahat ol, sakin ol. Düşüp kalkmayan bir tek Allah’tır. İnsan bazen hata yapar, dedi.
Bu sözler, adamın biraz olsun cesaret bulmasına vesile oldu.
Bir süre sonra kalabalık hep birlikte muhtarın evine girdi. Adamı bir köşeye oturttular. Komşu köyden gelen silahlı kişiler:
— Biz görevimizi yaptık. Bundan sonrası size kalmış, dediler.
Muhtar ise sakin bir şekilde adama dönerek:
— Rahat otur, endişe etme. Bundan sonra sen bizim misafirimizsin, dedi.
Ardından ekledi:
— Köyün ihtiyar heyetini ve tarla sahibi Yusuf Amca’yı çağıracağız. Olayı değerlendirip ortak bir karar vereceğiz.
Muhtar, bekçi vasıtasıyla iki azayı çağırdı. Sonra da tarla sahibi Yusuf Amca’ya haber gönderildi.
Yaklaşık yarım saat sonra azalar geldi. Yusuf Amca da içeri girdi. Seksen yaşlarına yaklaşmış, beyaz sakallı, kısa boylu, tombul bir ihtiyardı.
Kapıdan girer girmez herkes ayağa kalktı. O zamanların geleneği buydu; yaşlıya saygı göstermek için herkes yerinden doğrulurdu.
Yusuf Amca sedire doğru yürüdü. Sonra köşede sessizce oturan adama yaklaştı. Herkes ona yer vermeye çalışırken, bir anda adamın üzerine yürüyüp sert bir yumruk attı.
Odada bir anda büyük bir şaşkınlık yaşandı. Herkes bağırmaya başladı. Yusuf Amca öfkeyle birkaç ağır söz de söyledi.
Azalar hemen ayağa kalkıp Yusuf Amca’yı sakinleştirerek yerine oturttular.
Sonra adama dönüp şöyle dediler:
— Hemşehrim, olay bitmiştir. Sen kazandın. Artık ceza falan yok. Kestiğin odunları al, traktörüne binip rahatça evine git. Yusuf Amca’nın attığı o yumruk, olanların bedeli sayılır.
Ardından Yusuf Amca’ya dönerek:
— Senin de artık bu adam üzerinde bir hakkın kalmadı. Adamı bizim evimizde dövdün, mesele kapanmıştır, dediler.
Bunları söyleyen kişi merhum Birinci Aza Nazım Yılmaz’dı.
Daha sonra adama yemek ve çay ikram ettiler. Adam teşekkür ederek traktörüne bindi ve odunlarıyla birlikte köyden ayrıldı.
Adam Branlı köylerinden birindendi. Hangi köy olduğunu tam hatırlamıyorum. Traktörüyle Himan, Kumik ya da Kızılpar taraflarına yük götürmüş, dönüş yolunda da o korulukta biraz odun kesmişti.
Onu yakalayıp getirenler komşu köy Musyanlılardı. Olayın yaşandığı yer ise Cobur’du.
Bu olayı yaşayan insanların birçoğu bugün hayatta değil. Allah hepsine rahmet eylesin. Yaşayanlara da sağlık, sıhhat ve hayırlı ömürler versin.
GÜNEŞ EFENDİ
Olaydaki kişilerin isimlerinin tamamını özellikle yazmadım.
Not :yazı Karakoçan nostalji Sayfasından alıntı sir…


Ellerinize sağlık gerçekten çok güzel bir yazı…